Aslı Barış
Hafta başından bomba bir haber: Oyuncu Blake Lively, ‘It Ends with Us’ filminde birlikte rol aldığı oyuncu ve yönetmen Justin Baldoni'ye karşı cinsel taciz iddiasıyla şikayette bulundu. Yıldız ayrıca, itibarına zarar vermek için koordineli bir halkla ilişkiler çalışması yapıldığı iddialarını da 80 sayfalık şikayetine ekledi.
Meselenin çıkış noktasına gidelim ve Colleen Hoover'ın aile içi şiddet konusunu ele alan romanından uyarlanan ‘It Ends with Us’ filminin Ağustos ayındaki tanıtım kampanyasına dönelim.
Merakla beklenen filmin tanıtım kampanyası, inişli çıkışlı bir başlangıç yaptı. Blake Lively, filmin yapımcısı ve başrol oyuncusu Justin Baldoni ile yan yana gelmiyordu. İkilinin arasındaki soğukluk, muhtelif spekülasyonların fitilini ateşledi. Kısa sürede Lively’nin başta Baldoni olmak üzere tüm ekibi canından bezdirdiği ve işi mahvettiği ile ilgili haberler çıkmaya başladı.
Kısa zamanda oyuncunun ne kadar boş kafalı ve kaprisli bir kadın olduğu ile ilgili haberler köpürtüldü. Gazetecilere, rol aldığı Gossip Girl’deki rol arkadaşlarına kötü davranmasından tutun da, aile için şiddet temalı filminin tanıtımına şampuan markasını iliştirmesine kadar pek çok haber medyada yer aldı. Lively’nin ‘mean girl/kaba kız’ olduğu yönündeki iddialar çığ gibi büyüdü. It Ends with Us’ın başrol oyuncusu ve yönetmen Justin Baldoni ve yapımcı Jamey Heath ise, bu enkazın altında ezilmiş iki isim gibi gösteriliyordu. Peki aslında ne olmuştu?
Çıplak resim göstermeyin!
Hollywood Reporter’a göre, filmin yapımı sırasında işler o kadar kötüye gitti ki, bu gidişin durması için dağıtım şirketi, yapımcı stüdyo ve Lively’nin eşi Ryan Reynolds'ın katıldığı bir toplantı yapıldı.
Lively’nin ‘iş arkadaşından’ talepleri şöyleydi: “Yönetmen ve yapımcı tarafından ‘havaya girmesi için’ kendisine pornografik içerikli görüntüler gösterilmeyecek. Baldoni, yıldıza 'pornografi bağımlılığı'ndan bahsetmeyecek. Yapımcı Jamey Heath, karısını çıplak görüntülerine Lively'ye göstermeyerek, cinsel fanteziler hakkında bir daha konuşmayacak. Lively soyunurken karavanına girilmeyecek. Senaryoda olmayan yeni seks sahneleri filme eklenmeyecek.”
Oyuncunun öne sürdüğü şartların tümü kabul edildi. Ve tüm bunlar filmin çalışma ortamının ne kadar toksik olduğunu ortaya koysa da, bunlar yapımın zarar etmemesi için basından saklandı.
Tabii ki istediğimizi gömebiliriz!
Gelin görün ki Baldoni, bu talepleri ‘makul’ bulmaktan çok uzaktaydı. Öyle ki, talepler stüdyo tarafından onaylansa da, oyuncunun ve yapım şirketi Wayfarer Studios'un aklında daha ‘şeytani’ bir plan vardı. Öyle ki Baldoni, yıldızın itibarını "yok etmek" için bir "sosyal manipülasyon" kampanyasına girişti ve bunun için kesenin ağzını açarak, ünlü bir PR ekibiyle el sıkıştı.
Bu planın detaylarını, NY Times’da çalışan araştırmacı gazeteci Megan Thowey ortaya koydu. Hatırlayalım: Thowey, Harvey Weinstein’ın taciz skandalını ortaya çıkaran üç gazeteciden biriydi.
Baldoni’nin planına dönecek olursak: Yapımcı/oyuncu Baldoni, Lively’nin kendisine dava açmaya hazırlandığını duyunca, tedbir amaçlı olarak PR gurusu Melissa Nathan ile el sıkışıyor. Nathan, daha önce Johnny Depp ve Drake’e karşı yönetilen ‘istimar’ davalarında, bu isimlerin ‘itibar yönetimini’ üstelenen isim…
Nathan, sosyal medya üzerinden Lively tarafından gelecek, Baldoni ve Heath aleyhindeki tüm ‘olumsuz’ söylemleri silme garantisi verse de, Baldoni daha etkili bir aksiyon hamlesi istiyor. O da kendi deyimiyle ‘Blake’in kellesini almak.’
Bu talebine karşılık yapılan yazışmalarda Nathan, Baldoni’ye açıkça şöyle yazıyor: “Tabii ki istediğimiz herkesi gömeriz. Ama bunu açıktan açığa yazamayız, onun için yazışmalarımıza dikkat edelim…”
800 bin dolarlık trol hizmeti
Nathan, yazışmalarda dikkatli olmayı tavsiye etse de, ‘hizmetlerini’ faturalamak konusunda oldukça açık ve net davranmış. Öyle ki iki taraf arasında yapılan anlaşmada hizmet bedelleri olarak şu maddeler dikkat çekiyor. Sosyal medyada ‘trolleme’ ücreti: Aylık 175 bin dolar. Bunun 4 ay boyunca tekrarlanması öneriliyor. Ayrıca, Blake Lively aleyhinde çıkan tüm olumsuz haberlerin öne çıkarılmasının da aylık bedeli, 25 bin dolar olarak belirlenmiş. Bu kampanyanın da 4 ay kadar sürmesi gerektiği de eklenmiş. Yani hesaplarsak, sosyal medya üzerinden dört aylık karalama kampanyasının bedeli, 800 bin dolar. Yani yaklaşık 28 milyon TL karşılığında, bir kadının itibarını sosyal medya üzerinden bitirebiliyor, bitiremeseniz de en azından sarsabiliyorsunuz.
Bu hizmetlere Lively’yi kötülemekle sorumlu trol hizmetlerinin yanı sıra, oyuncuyu kötü gösteren unsurlar da dahil ediliyor. Bu kapsamda ortaya çıkan bir söyleşiyi anımsayalım…
Norveçli gazeteci Kjersti Flaa, 2016’da Lively ile yaptığı röportajın videosunu paylaşarak şu ibareleri kullanmıştı: “Şimdiye kadar yaşadığı en rahatsız edici durum." Flaa, röportajı, o sırada hamile olan Blake Lively’ye
“küçük karnınız tebrik ederim” şeklinde bir cümleyle başlatıyor. Bu konuda konuşmak istemediğini söyleyen Lively de bozuk atarak, “Asıl ben senin karnını tebrik ederim” şeklinde karşılık veriyor. Bu cümle, Flaa’nın iddiasına göre gazeteciyi ‘travmatize’ etmiş yapığı işten soğutmuş.
(Editörün notu: Flaa ile bir iki toplu röportajda bir araya geldim. Yapılan anlaşmalar kapsamında röportajlar hakkında konuşamam. Ama YouTube’da Anne Hathaway ile yaptığı söyleşiye göz atın. Yıldıza soruları şarkı söyleyerek sorup, öyle cevap vermesini istiyor ve yapmayınca onu ‘cadılıkla’ suçluyor.)
Pr gurusu Nathan, bu ‘altın madenini’ keşferek, “Baldoni’ye şunları yazarak yolluyor: “Sana bir hediye yolluyorum. Henüz Blake’in kellesi değil ama o da olacak.” Baldoni’nin cevabı: “İşte bu tam da aradığım söylemler!”
Kaprisli ya da değil…
Lively, yaptığı suç duyurusunun ardından NY Times'a verdiği açıklamada şunları söyledi: "Ümit ediyorum ki, hukuki eylemim, suistimal edilen insanları susturmaya çalışan zihniyetin durmasını sağlar. Suistimal edilenlere daha da zarar vermek için bu uğursuz misilleme taktiklerinin perdesini aralamaya ve hedef alınabilecek diğerlerini korumaya yardımcı olur."
Blake Lively, gerçek bir kapris kraliçesidir, değildir, bu başka bir yazının konusu. Ancak bir oyuncunun sette muhtelif biçimlerde tacize uğraması, bunları dile getirince de ‘kelle alma’ kampanyası ile karşı karşıya getirilmesi akıllara şu soruyu getiriyor: Hollywood’da #Time’s Up’tan #MeeToo’ya uzanan ve devam eden süreçte hiçbir yol kat edilmedi mi? ‘Ve dahası ‘Cancel Culture/İptal Kültürü’, kimin lehine çalışıyor? Bunu, belki de Lively’nin itibar savaşının sonuçları gösterecek…