TUNÇ DİPTAŞ
Yoğun bir iş temposunun içinde kaybolmuştu, yorgundu, gözleri kapanıyordu ama çalışmaya devam ediyordu. Tam o sırada telefonu çaldı. Arayan, iş yerinde başka bir bölümde çalışan yönetici arkadaşıydı. “Nasılsın?” sorusunu duyar duymaz, farkında olmadan ses tonunu yükselterek, gülümseyerek “Çok iyiyim!” yanıtını verdi.
Yönetici arkadaşı bir an duraksadı, ardından şaşkınlıkla “Bilmiyorum nasıl yapıyorsun ama seninle her konuştuğumda enerjiyle doluyorum, çalışma isteğim artıyor. O yüzden seni aradım” dedi.
Pozitif enerji bulaşıcıdır. Tıpkı olumsuz duygular gibi, hastalıklar gibi, hatta bir salgın gibi yayılır. Yüksek enerjili bir insan yalnızca kendi performansını artırmaz; çevresindekilerin de motivasyonunu yükseltir, onları da yukarı çeker. Dahası, pozitif enerjiye sahip olmak aslında karizmatik olmak demektir. Karizma sadece dış görünüş ya da zekâ meselesi değildir. İnsanları etkileyen, kişinin yaydığı yüksek ve pozitif enerjidir.
Bugün, ekonomik belirsizliklerin arttığı, enflasyonun dünya genelinde iyiden iyiye hissedildiği bir dönemde yaşıyoruz. Böyle zamanlarda birçok yönetici, başarıya ulaşmak için yalnızca satış rakamlarına, hedeflerin tutturulmasına odaklanıyor. Bunun yolunu da çalışanlar üzerinde korku yayarak baskıyı artırarak yapıyor.
Oysa araştırmalar gösteriyor ki, başarılı liderler yalnızca finansal tablolarla ilgilenmekle kalmıyor; aynı zamanda çalışanlarına ve müşterilerine de öncelik veriyor.
Pozitif enerjiyi bir yaşam biçimi haline getiren liderler, yalnızca şirketlerinin değil, çevrelerindeki herkesin performansını yükseltir. Yorgun olmasına rağmen telefonda büyük bir enerjiyle konuşan o CEO, bunu bir alışkanlık haline getirmiş. Çünkü biliyor ki, pozitif enerji doğuştan gelen bir özellik değildir. Tıpkı düzenli spor yapan birinin kaslarını güçlendirmesi gibi, pozitif enerji de üzerinde çalışılarak yaşam biçimi haline gelir.
Buna en iyi örneklerden birisi Starbucks’ın kurucusu Howard Schultz’dur. Schultz, Starbucks’ı kahve satan bir marka olmaktan çıkarıp, insanların bir araya gelmek için tercih ettiği özel bir deneyime dönüştürdü. 2008’de Starbucks büyük bir krizle karşı karşıyaydı. Hisseler düşüyordu. Müşteriler sadakatlerini kaybediyordu. İnsanlar Starbucks’ın sıcak bir ortam olmaktan çıkıp soğuk bir işletmeye dönüştüğünü düşünüyordu.
Howard Schultz tablolara, raporlara ya da verilere gömülerek değil, çalışanlarıyla ve müşterileriyle bağ kurarak bunu tersine çevirmeyi başardı. Binlerce mağazayı gezdi, baristalarla birebir konuştu. Çalışanlarını yeni vizyona inandırmak için büyük toplantılar düzenledi. Müşteri deneyimini iyileştirmek için Starbucks kültürünü yeniden yarattı.
Peki, enerjinizi nasıl yükseltebilirsiniz?
- Beden dilini güçlendirin:
Harvard profesörü Amy Cuddy’nin araştırmalarına göre, yalnızca iki dakika boyunca kendinden emin bir duruş sergilemek bile özgüveninizi ve enerjinizi yükseltiyor. Çünkü bedeniniz nasıl hissederse, zihniniz de öyle hissetmeye başlıyor. Enerjinizi yükseltmek istiyorsanız, önce beden dilinizi güçlendirin: Dik durun, gülümseyin, harekete geçin.
- Kelimeleri dikkatli kullanın:
Kelimeler enerjinizi yönetir. “Nasılsın?”sorusuna “Eh işte, idare eder” diyen birinin enerji seviyesi, “Harika hissediyorum!” diyenden çok daha düşük olacaktır. Nörobilim uzmanı Andrew Newberg’in araştırmaları gösteriyor ki sık sık kullandığımız kelimeler beynimizde kimyasal bir etki yaratıyor. Beynimiz ona söylenenleri doğru kabul ediyor.
- Odağınızı doğru yönlendirin:
Hayattakontrol edemedikleriniz, sahip olmadıklarınız yerine; kontrol edebildiklerinize, sahip olduklarınıza odaklanmak enerjinizi yükseltir. Kaygıyla beslenmek yerine, çözüm üretmeye odaklanırsanız enerjiniz çevrenize de yayılır.
Liderlik, insanlara ilham verebilme sanatıdır. Verilere hâkim olmak, akıllı stratejiler geliştirmek önemlidir, ancak daha önemli olan insanları harekete geçirebilmektir. Bunun için de önce kendi enerjinizi yükseltin, pozitife çevirin. İnsanlar sizi gelecekte, kazançlarınız ya da kayıplarınız ile değil, onlara nasıl hissettirdiğinizle hatırlayacaktır.