Aynur TATTERSALL
Moda, hayatınıza nasıl girdi?
Modaya olan ilk ilgim aslında çizim yaparken başladı. Çizimler hep benim kendi dünyamı yaratmak için kullandığım bir araç olageldi bugüne kadar. Kendimi bildim bileli kağıt ve kalemle yaşadım, saatlerce hiç bıkmadan çizdiğimi hatırlıyorum. Moda tasarımına geçiş de zaten yıllar içinde çizimlerimin moda çizimlerine dönüşmesiyle oldu. A’dan Z’ye moda tasarımını öğrenmek ve tasarımla yoğrulmayı istediğim için Londra’ya geldim. Central Saint Martins’de üniversite eğitimi aldım. Bora Aksu’nun kim olduğunu, stilini, tasarım ruhunu keşfetmem hep bu serüven içerisindeydi. Özellikle Central Saint Martins’ten sonra yaptığım Master eğitimi benim için çok önemliydi. Bu dönemde kendimi ifade edebildim, tasarım kimliğini keşfettim.
2002’deki mezuniyet defilesi ise moda ve tasarım kariyerimde bir dönüm noktası oldu. İngiliz basınının beni ‘defilenin yıldızı’ olarak göstermesi, ardından Dolce Gabbana ikilisinin kolleksiyonumu satın alması moda dünyasında attığım ilk adımlardı.
Tasarımlarınızda en çok neyi ön plana çıkarıyorsunuz?
Bireysel modanın güçlendiğinden bahsederken ben bu akımın bir parçası olarak kendimi her sezon ifade edebileceğim yeni yollar keşfediyorum. Danteller, el işleri, nakış ve işleme… Bunların hep bir şekilde kolleksiyonlara yansıması ve her seferinde kullanım şekilleri ile bu el yapımı objeleri modern bir şekilde defileye yansıtmak ve güncel kılmak benim tasarım dilimin de bir parçası.
Türk kökeniniz ile tasarımlarınız arasında nasıl bir bağ var?
Ben tasarımcı olarak hep kendime ve bir şekilde çocukluğuma ve geçmişe dönüyorum. Ben çok küçükken annem, anneannem ve teyzem hep el işleri ve örgülerle uğraşırlardı. Çevremde hep bu el emeği işler, oyalar ve çeyiz sandıklarından çıkmış işler olurdu. Küçüklüğümden beri bu güzel el işlerinin yok olmaması gerektiğini düşünürdüm. Sanıyorum o yüzden kolleksiyonlarında hep bir şekilde o el işlerini, örgüleri, tığ işlerini kullanıyorum. Bir şekilde onları ölümsüzleştiriyorum.
Yaratıcılığınızı ticari kaygılarla nasıl dengeliyorsunuz?
Moda yaratıcılığın yanında pazarlama, satış, planlama gibi çok yönlü kavramlarla anlam bulmak zorunda. Böyle ciddi ve somut bir endüstrinin içinde çok soyut olan yaratıcılığı bir kafese koymak. Sanırım benim en zorlandığım yönlerden birisi. Öyle bir şey ki yaratıcılığınızı da bir takvime bağlamak zorundasınız. Oysa yaratıcılık çok şiirsel bir oluşum. Bu ikisinin dengesini her an kurmanız gerekiyor.
Moda endüstrisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Özellikle pandemi ile birlikte moda endüstrisi de büyük bir değişim ve sorgulama sürecine girdi. Bence modada her şeyin öze döneceği bir dönem yaşıyoruz. Her şeyin çok fazla üretilip çok fazla tüketildiği, çok fazla koleksiyonun yaratıldığı, çok fazla kumaşın kesildiği dönemi yaşayan ve sorumsuzca doğayı ve kaynaklarını kullanan moda durmak zorunda kaldı. Bu aslında yeni baştan bakabileceğimiz, küçüleceğimiz ve azalacağımız bir fırsat. Şahsi fikrim moda dünyasının da daha bilinçli bir döneme geçiş yapmak zorunda kalacağız. Tasarımcılar da kendilerine ait parmak izini en iyi yansıtan az ve öz kolleksiyonlar üretmeye başlayacaklar. Daha düşünceli, dünyaya iyi davrandığımız daha az ve öz üretilen ve daha bilinçli alışveriş edilen bir dünyanın oluşacağını ümid ediyorum.
Mesleğe yeni başlayan tasarımcılara tavsiyeleriniz neler?
Yaratıcılık üzerine kurulu işler sadece 9 ile 5 arasında yapabileceğiniz ve işiniz bittiği zaman arkanızda bırakabileceğiniz bir şey değil. Tasarımcı olmak sizin tüm benliğiniz ile günün 24 saati, haftanın 7 günü yani kısaca her an onu yaşıyor olmanız demek.
Gençlere yatırım yapılmasının çok önemli olduğu kanaatindeyim. Tabii ki moda konusunda farkındalık sahibi olmak zaman isteyen bir şey ve bunun bir gecede olmasını beklemek yanlış olur. Ama özellikle tasarım konusunda tutkulu bir genç neslin şu an Türkiye’de eğitim aldığını düşünürsek, gelecekte bunun meyvelerini tüm Türkiye’nin yiyeceğinden kuşkum yok.
Kıyafetlerinizi seçerken neye dikkat ediyorsunuz?
Ben giyinirken hep rahat kıyafetleri ve olabildiğince nötr ve renksiz kıyafetleri tercih ediyorum . Terzi kendi söküğünü dikemezmiş misali tasarladığım kıyafetler ne kadar renkli ve maximalist olsa da benim kıyafet stilim onun tam tersi minimal. Babamın eski kıyafetleri de bu arada gardrobumun vazgeçilmez bir parçası.
BORA AKSU KİMDİR?
Kraliçe Elizabeth’ten İngiltere modasına katkılarından dolayı özel takdir ödülü alan Bora Aksu, Sienna Miller, Marion Cotillard, Elle Fanning ve Tori Amos gibi birçok ünlüyü giydiriyor. Central Saint Martins’deki mezuniyet defilesi onun kariyeri için bir dönüm noktası oldu. Defilenin sonunda The Times, The Daily Telegraph ve The Guardian gibi ana akım ulusal gazeteler Bora’yı defilenin yıldızı olarak gösterdi. İngiltere Moda Konseyi tarafından 4 kez yeni kuşak başarı ödülünü aldı. 2003 yılından beri Londra moda haftasının resmi listesinde.. Sadece İngiltere’de değil aynı zamanda Pekin, Sanghay, Makao, Paris, Tokyo , Hongkong , Singapur ve Seul’de de çok başarılı çalışmalara imzasını attı. Küresel radara girebilmiş toplam 64 mağazası var Aksu’nun.