GÜLSEREN ÜST POLAT
Hayat bu… Ne zaman ne getireceği, karşımıza hangi sürprizlerle çıkacağı belli olmuyor. Gün gelir moda okuyup NewYork’a yerleşirsiniz gün olur kendinizi ‘Bu arabada kaç çivi var’ sorusuna yanıt verirken bulursunuz. Bir zamanlar bavulunuz seyahat için her zaman hazır dururken bir de bakmışsınız anne olmuşsunuz, öncelikleriniz değişivermiş…
Royal Motors Başkan Yardımcısı ve Rolls-Royce Motor Cars İstanbul Genel Müdürü A. Hilal Aysal’ın ‘iş’ ve ‘iç’ dünyasına konuk oldum bu hafta… Ama içinde bulunduğumuz haftayı da düşünerek önce ‘kadın’ diyerek başlıyoruz konuşmaya… Size de keyifle, okuması kaldı…
Kadınlar eski çağlardan bu yana her dönemde emekleriyle varlıklarını ortaya koydu ve koymaya da devam ediyor. Fakat asırlar da geçse kadınların iş gücüne katılımı konusu hala gündemimizde. Sizin bu konuya yaklaşımınız nedir?
Bunun sosyo-kültürel bir sorun olduğunu düşünüyorum. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada iş yaşamında maalesef erkek egemen bir yapı hakim. Neredeyse bir asrı aşkın süredir Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Tabii ki o zamandan bu güne belli bir yol kat edildi. Ama ataerkil yapı maalesef devam ediyor. En basiti kadın CEO sayısı global ölçekte hala oldukça az. Yani daha gidilmesi gereken çok yol var.
Şirket olarak kadın istihdamına yaklaşımınız nedir peki?
Ben, bünyemde olan markalar adına mümkün mertebe kadın istihdamı sağlamaya çalışıyorum. Butik bir şirketiz, oranları oynatabilecek büyüklükte bir şirket değiliz ancak benim finansım, satışım, operasyonum hep kadın. Sayılardan ziyade müşteriye daha özel bir hizmet sunmaya gayret ettiğimiz için kadın gözünün ve dokunuşunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bence kadın, her zaman dokunduğunu güzelleştiren, her şeye estetik katan bir varlık. Bunu yaptığımız tüm işlere de yansıtıyoruz.
Artık kadınları her meslekte görmek mümkün tabii ama otomotiv hala erkek egemen sektörlerden biri. Siz ve bu işe emek veren diğer kadınları da düşünürsek bu sektörde kadın olmak nasıl peki?
Bu sektörde kadın olmanın zor yanları var. İlk yıllarımda 25 yaşında marka müdürü olarak insanların karşısına çıktığımda ‘Bu mu bana arabayı anlatacak” tavrını çok yaşadım. Belki bir erkek yönetici ya da satış temsilcisine hiç sorulmayacak “Araçta kaç çivi var” sorusuyla bile karşılaştım.
Ama eski dönem ile kıyaslandığında sektörde de kadın oranının arttığını görüyoruz ki bu da güzel bir gelişme.
Sattığımız aslında yaşam tarzı
Bazı kalıpları yıkmak zor. Mesela otomobilden en iyi erkeklerin anladığı, teknik olarak arabalara çok daha hakim oldukları düşüncesi gibi… Siz bu kalıbı yıktınız mı? Yoksa bu zihniyeti satır aralarında hissediyor musunuz?
Ben 36 yaşındayım ama bu firma 42 yıldır var. Benim hayatımda araba her zaman ilgi alanımdaydı bir nevi. Ama tabii ki zamanında sorulmayacak sorularla muhatap oldum. Ben de öyle bir noktaya geldim ki. ‘Burası zor bir yer Hilal, çok çalışman lazım. Her soruya tereddütsüz yanıt veriyor olman lazım’ dedim kendime. Bugün eskisi kadar operasyonda değilim ama o dönemde ürünü benden daha iyi bilen kimse yoktu. Bugün artık zorluklarla karşılaştığımı düşünmüyorum açıkçası, satır araları varsa da onları dikkate almıyor da olabilirim artık.
Biraz da ‘iş’ diyelim. ‘Yılın bayisi ödüllü’, uluslararası başarıya ulaşmış bir bayisiniz. Bu başarıyı getiren adımların üstüne neler koyarak ilerliyorsunuz?
Yılın bayisi olmak aslında satış rakamlarımızla ilgili değil. Ürünümüzü satmak ıceberg’in görünen kısmı. Buz dağının altı var bir de. Hizmet sunumu, müşteri ile ikili ilişkiler, müşteriye yaşattığınız deneyim. Bizden araç sipariş ettiğinizde en erken 4 ay içinde aracınızı alabiliyorsunuz. Dünyadaki popülaritesine göre de bu süre çok daha uzayabiliyor. Spectre çıktığında bekleme süremiz 1 yıldı. 1 yılda o müşteriyi bir şekilde tutmak zorundasınız ki aslında bu bizim başarımız. Müşterilerimizle ilişkimiz ve hizmetimizi sunma şeklimizdi ödülü getiren. Şimdi de tabii ki bunun üstüne koymaya çalışıyoruz. Hizmet kalitesini herkes için aynı seviyede sunmak ve doğru kişiyi doğru ürüne yönlendirmek önemli. Bizim asıl ilişkimiz satıştan sonra başlıyor. Çünkü sattığımız şey aslında bir otomobil değil yaşam tarzı…
2025 için zor bir yıl olacak deniyor. Ama siz genele değil lüks segmentte daha niş bir tüketici grubuna hitap ediyorsunuz. Böyle bakıldığında bu yıl için beklentiniz nedir?
Herkes gibi biz de kolay bir yıl olacağını düşünmüyoruz 2025’in. Fakat genel olarak bir dalgalanma olmadan aynı ivme ile devam edeceğimizi düşünüyorum. Ancak biz rakamlara koşmuyoruz. Rolss-Royce’un asıl özelliği kişiselleştirilmiş, el yapımı araçlar olması. Bizim için önemli olan kişiselleştirilmiş ürünlerimiz. Nasıl doğru ürünü müşteriye sunuyorsak o ürünün içindekileri de doğru sunmalıyız. En önemli lüks unsurunun konforumuz olduğuma inanırım. Müşterimize o konforu verebilmeliyiz.
Kişiselleştirmede en fazla neler tercih ediliyor peki?
Her şeyde kişiselleştirme oluyor. Ama kendinize özel bir renk de yaptırabilirsiniz, yan çizgileri desenle kişiselleştirebilirsiniz. Size özel bir logo geliştirilebilir. Koltuk başlıkları logosu, kapı eşiklerinde isim, ön konsolda işleme özellikle tercih edilen şeyler. Rolss-Royce’un 44 bin rengi var ama nadiren de olsa kişiye özel renk üretimimiz oluyor. Mesela bir karı koca müşterimize mor ve ördek yeşili araç yaptık. Yan çizgilerinde kuğu birleşmesi vardı, koltuk başlıklarında baş harfleri vardı.
Kendinize Rolss Royce yapsanız…
Yapamam. İnanın ne renk yapacağımı bile bilmiyorum. O kadar çok seçenek var ki… Kendime özel bir renk ürettirmek isteyebilirim ama o rengin sonradan kartelaya girmesini ister miyim onu bilmiyorum. (Gülüyor)
Biraz da unvanları atıp Hilal Aysal’ı konuşalım istiyorum. Hayalinizdeki meslek bu muydu?
Araba yarışçısı ve araba satıcısı bir babanın kızıyım. Çocukluğundan beri arabalara meraklı biriydim aslında. Babam hep yıl sayardı, ‘şu kadar yıl sonra yanımdasın’ diye. Ama ben babamla çalışmayacağım diye Amerika’ya taşındım. Moda okudum.
Benim gençlik dönemlerimde bugünkü ‘plus size’ yoktu. Düz bir kot pontolan, beyaz t-shirt bulamazdınız. Hep anneanne usulü, işlemeli, taşlı parçalar vardı. Yurt dışında bile bulmak zordu. Özel bir yere gideceğim zaman ben ayrı ağlardım annem ayrı ağlardı. O dönem moda okuyup plus size yapmaya karar verdim. Moda okudum, Amerika’ya gittim. Çeşitli markalarla bir araya geldim. Aslında hayallerimi değiştiren şey Rolls-Royce oldu. O sırada Rolls- Royce bayiliğini aldık ve yaz için Türkiye’ye geldim. Boş durmak yerine babama yardım etmek istedim ama işin içine girdikçe girdim. Sonrasında ‘ben kalmak istiyorum’ dedim.
Olduğum kişiden memnunum
Bambaşka bir yerde bambaşka şeyler yapıyor olabilirdiniz. Ama bugün olduğunuz kişi ve olduğunuz yerden mutlusunuz anlaşılan.
Bu kararı vermeyip yaşamıma NewYork’ta devam etseydim ne olurdu diye ara ara düşünüyorum ama bugün olduğum yerden de kişiden de memnunum. Çok güzel bir işim var, bir kızım, çok güzel bir ailem var. Türkiye’de Rolls- Royce markası ile birlikte büyüdüm, ilk çocuğum gibi.
Size en çok keyif veren şeyler neler peki?
Hayatım COVID öncesi ve sonrası diye ayrılıyor. COVID öncesinde iş ve sosyal dünyası olan bir insandım. COVID döneminde eşimle tanıştım ve bir kızım oldu. Benim için iki farklı çağ gibi...
Seramik yapmayı çok seviyorum. Büyük bir eve çıkarsam bunun için bir oda ayırmak istiyorum. Kızımla vakit geçirmeyi, onla sosyalleşmeyi seviyorum.
Seyahat etmek fazlasıyla keyif aldığım şeylerden biri. COVID öncesi bir valizim hep hazır dururdu. Farklı kültürleri görmek bana her zaman yaşam enerjisi vermiştir. COVID ve çocuktan sonra biraz körelmiştim bu konuda ama şimdi yavaş yavaş tekrar başladım.
Lüks, mükemmellik, konfor… Bu kelimelerle anılan bir markanın Türkiye’deki temsilcisisiniz. Peki, bu kelimeler sizin için ne ifade ediyor?
Benim için ‘deneyimi’ ifade ediyor. Bir şeyin mükemmel görünmesi değil mükemmel hissettirmesidir benim için önemli olun. Bana mükemmel hissettirmeyen hiçbir şey de benim için lüks değildir. Daha yapmadım ama Marakeş’te Desert Cump kadar içimi dolduramaz hiçbir şey bence. Beyrut’a gittiğimde yaşadıklarım ya da Bali’de, muson yağmurlarında elimde terliklerle yürüdüğüm deneyim mesela… Benim en büyük lüksüm yaşadığım deneyimler.