HELİN KAYA
Dayanışmanın gücüyle özgürleşen iki kadın… Projeyle nasıl bir araya geldiniz?
Begüm Kütük Yaşaroğlu: Partnerim Gamze Süner Atay ile ortak bir arkadaşımızın doğum gününde tanıştık. İkimiz de İzmirliyiz, bu yüzden olsa gerek, hemen kaynaştık. Telefonlar alındı verildi. Kısa bir süre sonra Gamze bana ‘Terapi’ tekstini yolladı. Yazan Can Çelebi, yöneten Yunus Emre Bozdoğan, sahnede Gamze ile olacağımı duyunca çok heyecanlandım. Hep beraber okuma provası için buluştuk. O kadar güzel bir sinerji oluştu ki, heyecanla ilk günden prova takvimimizi oluşturduk.
Gamze Süner Atay: Evet, dayanışmanın gücüyle özgürleşen kadınlardan yola çıktı yazarımız Can Çelebi. Sevgili Can, benim 39 yıllık dostumdur. Bana her zaman, 'senin sesini duyarak yazıyorum' der ve ben bundan çok gurur duyarım elbette. O nedenle ilk olarak bana gönderdi yazdığı oyunu. Ardından yine çok kıymetli dostum Yönetmen Yunus Emre Bozdoğan’ı aradım ve bu oyunu ancak sen yönetebilirsin, dedim. Yoğun programına rağmen o da beni kırmadı, tamam dedi. Sonrasında da diğer kadın karakter için çok kıymetli, ödüllü bir tiyatro oyuncusu olan sevgili Begüm’e gönderdim oyunumuzu. Sahnede uyum içinde olacağımızdan emindim. O da oyunu çok beğendi ve bizi kırmadı. Daha sonra oyun müziği için dostum Teoman’dan yardım istedim. 'Tabii ki destek olurum’’ dedi ve müzikleriyle bizi çok mutlu etti.
Senaryoyu elinize ilk aldığınızda neler hissettiniz?
B.K.Y: Senaryoyu elime aldığımda, sayfaları çevirmekle başlayan büyük bir heyecan ve merak oluştu ben de. Hikâyenin derinliği, karakterlerin iç dünyası ve olayların akışı beni hemen içine çekti. Her sahnede keşfedecek yeni bir detay, hissedecek ve hissettirecek güçlü duygular vardı. Senaryo sadece bir oyun değil, aynı zamanda izleyiciye dokunan, düşündüren ve etkileyen bir deneyim sunuyordu.
Bu iki kadını bir terapi odasında buluşturan ortak hikâye nedir?
B.K.Y: Bir erkek! Ama yalnızca o da değil. Oyun, hayatta farklı konumlarda ve noktalarda bulunan iki kadının keşfettikleri duygularının ortak inanca dönüşmesi sürecini anlatıyor. İlk bakışta tamamen farklı dünyalara ait gibi görünen bu iki kadın, terapi odasındaki seans ilerledikçe birbirleriyle düşündüklerinden çok daha fazla ortak noktaları olduğunu ve sonunda dayanışmanın gücünü terapi odasında fark ediyorlar.
Bir seyircinin kendinden çokça parça bulabileceği bir oyun. Peki, siz oyuncular olarak hayatınızdan bir şeyler bulabildiniz mi?
B.K.Y: Kesinlikle. Oyun; insan ilişkileri, güven, kendini tanıma ve yüzleşme gibi konulara odaklanıyor. Hepimizin hayatında, geçmişte ya da şimdi benzer duygulara kapıldığımız anlar olmuştur. O yüzden oyunun içindeki bazı diyaloglar ve anlar bize de çok tanıdık gelmiştir.
G.S.A: Kimin kaygısı, korkusu yok ki bu hayatta? Yeter ki yanımızda bizi anlayan biri olsun. Bir kadının kaygılarını en iyi bir kadın anlar. Daima bir kadının omzuna ihtiyacımız var.
Aslında tüm kadınların hayat içerisinde yaşadıkları çok farklı olmuyor, değil mi?
B.K.Y: Yaşadıkları hayatlar, sahip oldukları imkânlar ne kadar farklı olursa olsun, kadınların hissettikleri, hayata karşı verdikleri mücadele ve toplumun onlara biçtiği roller çok benzer.
G.S.A: Dünyanın neresinde olursa olsun kadın her yerde kadın. İnsana özgü tüm duyguları. Bu nedenle evrensel bir oyundur ‘Terapi’
Elisa yaşadıklarına rağmen güçlü duruş sergileyen bir kadın. Fakat oyunu izlerken ‘hayatta her şey göründüğü gibi değil’ gerçeğini vuruyor insanın yüzüne. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
G.S.A: Çok doğru! Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değil. Maskelerle yaşıyoruz. Bir çoğumuz maskelerimizin farkında bile değiliz. Onlarca persona geliştiriyoruz ve süreçte kim olduğumuzu unutuyoruz. Hayat; farkındalığımız, sanat, koşullar, eğitim maskelerimizden kurtulmamıza vesile olursa özgürleşeceğiz. Matrix’ten çıkmanın yolu bu bence, öze dönmek.
Birçoğumuz terapinin önemini biliyor olsak da o koltuğa oturmanın gücünü kendimizde bulamıyor veya erteliyoruz. Yvonne Sesselaar bu konuda nasıl bir karakter sizce?
B.K.Y: Yvonne, terapiye ilk defa gelen biri olarak başta çekinceler yaşıyor. Ancak zamanla, o koltukta oturmanın ne kadar güçlü ve dönüştürücü bir deneyim olabileceğini keşfediyor. Onun hikâyesi, izleyiciye de bazı sorular sorduracak ve belki de bazı farkındalıklar kazandıracaktır.
Bu gibi hikayelerin tiyatro perdesinde izleyiciyle buluşuyor olması sanat ve farkındalık adına ne gibi bir önem taşıyor olabilir?
B.K.Y: Tiyatro sadece hikâyeler anlatmak değil, aynı zamanda düşündürmek, sorgulatmak ve farkındalık yaratmak için de güçlü bir araçtır. Bu oyun, hayatın içinden bir konuya farklı bir pencereden bakma fırsatı sunuyor.
Seyirci, sahnedeki karakterlerle kendi hayatı arasında bağlar kurarak, belki de daha önce hiç düşünmediği soruların cevaplarını aramaya başlayacaktır. Sürpriz sonlu değil, sürprizlerle işlenen bir yapısı olduğu için de farklıdır.
G.S.A: İnsana dair olan hikayelerin sahneye taşınması çok önemlidir. Çünkü tiyatronun en kuvvetli yanı canlı olmasıdır. Seyirci, bir aynaya bakar gibi kendiyle karşılaşır. Mutlaka kendinden bir şeyler yakalar. Oyundan çıktığında, bilincinin bir köşesinde hikâye devam eder. Hisseder, düşünür.