HELİN KAYA
Tiyatro sahnesinden sinema perdesine, yönetmen koltuğundan senaristliğe İlyas Salman denilince birçok iş geliyor aklımıza. Bu kadar üretken olmayı nasıl başarıyorsunuz?
Ürettiğim şeylerin reklamını yapamam. Şiir de yazdım, tiyatro-sinema da yaptım, hatta türküler okudum. Yaptığım için çok mutluyum ama değerini ancak halk belirleyebilir. Hücrelerimde engelleyemediğim bir sürat var, özellikle sanatsal anlamda. Nasıl yapıyorum, bilemem ama yine de yapmaya devam edeceğim.
Yeni bir heyecanınız var: ‘Oy’una Geldik’ filminiz… Film, Türk siyasetine esprili bir bakış sunuyor. Nasıl buluştunuz projeyle?
Hitler'i öven bir filmde milyonlar verseler Hitler'i oynamam ama Hitler'i yeren bir filmde beş kuruşa bir SS işkencecisini oynarım. Bu filmde izleyeceğiniz karakter de iyi, emekçi, emeğin kıymetini bilen bir insan değil. Ve filmografim içerisinde kötü karakter oynadığım filmlerin sayısı azdır. Demek ki resmedilmesi gereken bir kötü karakter bu.
Yıllar sonra ilk defa bir filmde başrol izleyeceğiz sizi. Nasıl bir karaktere hayat veriyorsunuz?
Dini kendi çıkarı için, daha doğrusu iktidar için kullanan, kişiliksiz, paranın peşinde birini oynadım. İzleyicinin kendisinden bir şeyler bulmayacağı eser yoktur diye düşünüyorum.
Kendinize ‘ben oyuncu olmak istiyorum’ dediğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz?
Aslında ilk hedefim yazarlıktı. İlkokul beşte ‘Öksüz Mehmet’ diye bir oyunda başrol oynadım. Halk Eğitimde, spor salonlarında, köy meydanlarında... Alkışı, kahkahayı, gözyaşını gördüm. O zaman karar verdim, dedim ki 'Bu işin üniversitesi varsa mutlaka okuyacağım.' Ve beni konservatuvara kadar götüren serüvenin başlangıcı budur.
Peki, size tiyatro mu yoksa sinema mı diye sorsam?
İkisinden de aldığım haz farklı. Tiyatroda alkışı sahnede, seyircinin huzurunda, nefes nefese, kan kana, can cana alırsın. Filmi yaptıktan sonra ise izleyenler yolda çevirip beğenilerini dile getirir ama ben beğenilerinden çok fikirlerini merak ederim.
Sanat yaşamında İlyas Salman’ı unutulmaz kılan ne oldu sizce?
Hiçbir şeyi ensemin arkasına atmadım, ülkemi gözetledim ve Türkiye'de yaşayan tüm insanların derdi benim derdim oldu. Doğruya doğru derken, eğriye eğri demekten de geri durmadım. Korkmadım mı? Korktuğum da oldu elbette. Ama beni korkumun değil sorumluluk duygumun yönetmesine izin verdim.
Bir röportajınızda ‘’Benim kadar halkla öpüşen bir sanatçı yoktur’’ diyorsunuz. Halkın sanatçısı olabilmek size göre neleri beraberinde getiriyor?
Halkın sanatçısı olmak halkla yan yana, nefes nefese, kucak kucağa yaşamaktır. Halkın sanatçısı olmak onun yaşamını anlatmaktır, onun hikayesinin anlatılmaya değer olduğunu bilmektir. Eğer halkın yaşamı bize bir şeyler öğretmeseydi ben sanat yapamazdım.
Bu aralar kendinizi nasıl hissettiğinizi de sormak isterim…
Çok iyi hissetmiyorum çünkü ben ülkemle düşünen biriyim. Ülkemin halini hepiniz görüyorsunuz. Rahatsızlığım bundan. Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri şiirinde dediği gibi “Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir.”
Son yıllarda birçok usta ismi kaybederek bir yaprak dökümü yaşadık adeta. Günümüz oyunculuk sektörüne baktığımda bu kayıpların yerini pek dolduramadığımızı görüyorum. Birçok oyuncunun toplumsal gerçeklikten kopuk oluşu bana eski dönem sanatçılarının cesaretine daha çok ihtiyacımız olduğunu düşündürüyor. Siz ne söylemek istersiniz bu konuda?
Bence Orhan Pamuk önemli bir yazar, Nobelli yazarımız. O diyorsa ki '’Yeşilçam öldü. Türkiye ondan sonra öldü’’ ben bu gözleme değer veriyorum.
Bundan sonrası için hayata geçirmeyi arzuladığınız bir projeniz var mı?
Oğlum Temmuz Ali Salman'ın 'Emanetler' adındaki projesi üstünde çalışıyoruz.
Gelirinin önemli bir kısmı Munzur’un ve hayvanların korunmasına aktarılacak olan film, 21 Şubat’ta Türkiye’de, 27 Şubat’ta da Avrupa’da vizyona girecek.